Embed

6.SINIF İNGİLİZCE

 

6.SINIF İNGİLİZCE

 

Günler/Days Okunuşları Türkçesi

 

Günler/Days                Okunuşları       Türkçesi

Monday                        (Mandey)           Pazartesi
Tuesday                       (Tüuzdey)          Salı
Wednesday                  (Venzdey)         Çarşamba
Thursday                      (Thörsdey)         Perşembe
Friday                           (Fraydey)          Cuma
Saturday                       (Seturdey)         Cumartesi
Sunday                         (Sandey)           Pazar

Aylar/Months

January                        (Cenuery)         Ocak
February                       (Februeri)         Şubat
March                           (Març)             Mart
April                             (Eprıl)              Nisan
May                             (Mey)               Mayıs
June                             (Cüun)             Haziran
July                              (Culay)            Temmuz
August                         (Oğgıst)            Ağustos
September                    (Septemba)      Eylül
October                        (Oktoba)           Ekim
November                     (Novemba)        Kasım
December                     (Dısemba)        Aralık

Mevsimler/Seasons

Spring                          (Spring)            İlkbahar
Summer                       (Sama)             Yaz
Autumn                        (Oğtımn)           Sonbahar
Winter                          (Vinta)              Kış

 

Beyaz = White
Sarı = Yellow

Gri = Grey
Turuncu = Orange
Kırmızı = Red
Pembe = Pink
Yeşil = Green
Mavi = Blue
Turkuaz = Turquoise
Kahverengi = Brown
Siyah = Black

Renklerin açık veya koyu olduğunu belirtmek için, Light ve Dark kelimelerini kullanırız:

Dark blue = Koyu mavi
Light blue = Açık mavi

İNGİLİZCE ALFABE (ENGLISH ALPHABET)

A – a (ey)
B – b (bi)
C – c (si)
D – d (di)
E – e (i)
F – f (f)
G – g (ci)
H – h (eyç)
I – i (ay)
J – j (cey)
K – k (key)
L – l (el)
M – m (em)
N –n (en)
O – o (ouğ)
P – p (pi)
Q – q (küuğ)
R – r (ağr)
S – s (es)
T – t (ti)
U – u (yuğ)
V – v (vi)
W – w (dabılyuğ)
X – x (ekz)
Y – y (vay)
Z – z (zed)

Not: Telaffuzlarda “ğ” olarak verilen kısımları uzatarak okuyunuz. Örneğin, Q (küuğ) harfini okurken (küuuuu) gibi okuyun.

Aşkıma şarkı söylüyommSüper Çalışırım

Ingilizce Sayılar

—Zero
1—One
2—Two
3—Three
4—Four
5—Five
6—Six
7—Seven
8—Eight
9—Nine
10–Ten
11–Eleven
12–Twelve
13–Thirteen
14–Fourteen
15–Fifteen
16–Sixteen
17–Seventeen
18–Eighteen
19–Nineteen
20–Twenty
21–Twenty-one
22–Twenty-two
30–Thirty
40–Fourty
50–Fifty
60–Sixty
70–Seventy
80–Eighty
90–Ninety
100-A hundred
1000-A thousand
1,000,000 - million
1,000,000,000-billion (milyar)

Sayılara karma örnekler:


27—Twenty-seven
38—Thirty-eight
64—Sixty-four
141–one hundred and fourty-one
392–three hundred and ninety-two
2576-two thousand five hundred and seventy-six

Dipnot 1: Kullanım alanına bağlı olarak, ’sıfır’ın birden fazla ismi vardır. İşte onlardan bazıları:
naught/nought: Genellikle İngilizler’e ait bir kullanım
oh: Numaraları hecelerken (örneğin birine telefon numarası veya banka hesabı verirken)
nil: Spor skorlarında (genellikle İngiliz İngilizcesi’nde)
love: teniste kullanılır
zilch, nada, null, zip: hiçbirşey, bomboş gibi anlamları vurgularken kullanılırlar - “You know nothing – zero, zip, nada, zilch!”
nix: Hiçbirşey anlamında kullanılır (fiil olarak reddetmek anlamına sahiptir)

Dipnot 2: Telefon numaralarını söylerken Türkçe’de yaptığımız gibi, (565 13 36) beşyüz altmışbeş onüç otuzaltı şeklinde değil, her bir rakamı tek tek söyleriz. Yani İngilizce’de, (545 13 36) beş altı beş bir üç üç altı şeklinde söyleriz. Aynı rakam iki kez söylenecekse (22 gibi misal) two two olarak değil double two (çift iki) biçiminde söylenir.

Dipnot 3:Yılları belirtirken, bizdeki gibi (1998) bindokuzyüzdoksansekiz şeklinde değil, ikili olarak okuruz. Yani (1998) ondokuz doksansekiz olarak. Eğer bahsi geçen yılın sonu çift sıfırla bitiyorsa, (2000) twenty double-oh (yirmi çift sıfır) denilir.

 

 

TEKİLLER – ÇOĞULLAR (Singular – Plural)

TEKİLLER – ÇOĞULLAR (Singular – Plural)

Tekil isim tanımı: Eğer kelime, “bir” taneyi niteliyorsa, tekildir:

Örnek: boy, girl, book, church, box

Çoğul isim tanımı: Eğer kelime, “birden fazlayı” niteliyorsa, çoğuldur:

Örnek: boys, girls, books, churches, boxes

a) Tekil isim, önünde kime ait olduğu veya sayısı gibi belirtici bir kelime yoksa (yani belirsiz ise) ve bu isim sessiz harf ile başlıyorsa “a”, sesli harf ile başlıyorsa “an” alır:

A student, a book, an apple, an umbrella

b) Tekil veya çoğul isimler, şayet belirli ise, o zaman her ikisi de “the” alır:
The building(s) — The book(s) — The apple(s) — The doctor(s)

c) Pek çok isim çoğul hale getirilirken yanına “s” alır:

Chair–Chairs
Student–Students
Beach–Beaches
Peach–Peaches

d) Sonu, bir sessiz harften sonra “y” harfi ile biten tekillerin çoğul hali ise, sondaki “y” harfi kaldırılarak “ ies” ekini alır:

Country–Countries
Lady–Ladies

e) İsmin sonu bir sesli harften sonra “y” ile biterse, bu isim sonuna sadece “s” getirilerek çoğul yapılır:

Key–Keys
Toy–Toys

f) s, z, x, sh, ve ch harfleriyle biten kelimeler, -es eki alırlar:

moss – mosses
box – boxes
church – churces
buzz – buzzes
dish – dishes

Not: Eğer fox, bush, ve bench tarzı kelimelere sadece –s ekini eklerseniz, telaffuz esnasında çoğul ekini belirtemeyecek olduğunuzdan, -es ekini getirmeniz gerekir. Bu tür kelimelerde sadece –s kullanmayıp –es kullanılmasının sebebi budur.

g) Bunların dışında daha farklı olarak çoğul yapılan isimler de vardır:

Tooth—Teeth (diş – dişler)
Knife—Knives (bıçak – bıçaklar)
Mouse—Mice (fare – fareler)
Goose—Geese (kaz – kazlar)
Child—Children (çocuk – çocuklar)
Ox—Oxen (öküz - öküzler)
Man—Men (adam - adamlar)
Woman—Women (kadın – kadınlar)
Policeman— Policemen (polis – polisler)

h) Bunların da dışında, ingilizcede asla tekilleri olmayan kelimeler vardır:

Scissors (makas), Measles (kızamık), Trousers(pantolon), Tongs(maşa), Dregs(tortu), Cattle (sığır), Glasses (gözlük)

i) Benzer şekilde, daima tekil olan isimler mevcuttur:

Gold, Silver, Wheat, Copper, Sugar, Cotton

 

 

Countable / Uncountable Nouns (Sayılabilen / Sayılamayan İsimler)

 

Countable / Uncountable Nouns (Sayılabilen / Sayılamayan İsimler)

İngilizcede kelimeler, sayılabilen ve sayılamayan olarak ikiye ayrılırlar. Sayılabilen kelimeler, çoğul tekil kurallarına aynen uyarlar. Sayılamayan kelimeler için ise kural daha farklıdır.

COUNTABLE (SAYILABİLEN)

*Sayılarla ifade edilebilen bireysel nesneler, yerler vb. “Countable” yani “Sayılabilen” olarak kabul edilirler.
Örnek: Pictures (resimler), books (kitaplar), houses (evler), birds (kuşlar), doors (kapılar), pencils (kalemler) ….

*Sayılabilen bir isim, hem çoğul hem de tekil yapılabilir:

Örnek: a picture (bir resim), a book (bir kitap), an apple (bir elma) - veya çoğul - three pictures (üç resim), a lot of books (birçok kitap), a few apples (biraz elma)

UNCOUNTABLE (SAYILAMAYAN)
* Hammaddeler, kavramlar, bilgiler v.b. gibi sayılarla ifade edilemeyen kelimeler-isimler ise “Uncountable” yani “Sayılamayan” olarak nitelendirilir.

Örnek:intelligence(zeka), wood(odun), cheese(peynir), anger(öfke)….

Türkçe olarak düşünürsek, sayılamayan isimlerin mantığı şudur; bizler asla bir peynir, iki peynir, üç peynir biçiminde saymayız, bunun yerine ağırlık ölçüsüyle ya da içinde bulunduğu kabın sayısıyla peyniri sayarız; Örneğin, 1 kilo peynir, 300 gram peynir, 5 teneke peynir gibi…

Özet olarak, sayılamayan isimler, ölçü birimleri vb. gibi şeylerle sayılabilir hale getirilirler.

Örnek:
water (su) – a glass of water (bir bardak su) - two glasses of water (iki bardak su)
cheese (peynir)– five slices of cheese (beş dilim peynir)

Örneklerde de görüldüğü üzere, çoğul eki sayılamayan kelimeye değil ölçü birimine getirilmektedir.

Dipnot: “Some” kelimesi, sayılabilen kelimelere kullanıldığında “birkaç”, sayılamayan kelimelerle kullanıldığında ise “biraz” anlamına gelmektedir.

Örnek:
There are some students in the garden. (Bahçede birkaç öğrenci var.)
There are some water in the pool. (Havuzda biraz su var.)

 

 

Sıfatlar

Sıfatlar (adjectives), bilindiği üzere önüne geldikleri kelimenin niteliği ve niceliği yönünden bilgi verirler.

Nitelik ve nicelikten kastedilen şeyler, sözü edilen şeyin, boyu, rengi, kokusu, tadı, ağırlığı, şekli, verdiği his, materyalin yapıldığı öz, kişinin ırkı/kökeni vb. gibi birçok şey olabilir.

Örnek:
She is an attractive girl. (O, etkileyici bir kızdır.)
It is a wooden chair. (O, ahşap bir sandalyedir.)
This sweater is green. (Bu süveter, yeşildir.)
He is a young father. (O, genç bir babadır.)
The film was boring. (Film, sıkıcı idi.)

İsim veya fiillerden türetilen sıfatlar, genelde sonlarına gelen soneklerden anlaşılabilirler. Bunlar;

-able(miserable/zavallı), -ful(hopeful/ümitli), -ic(energetic/enerjik), -ive(expensive/pahalı), -ant(applicant/gönüllü,istekli), -ible(likable/hoşa giden, hoş), -(i)an(historian/tarihçi), -ish(selfish/bencil), -ly(friendly/dostane), -ous(hilarious/neşeli) vb.

Tabii bir de, sıfatın başına gelen olumsuzluk önekleri vardır:

-un(unfinished/bitmemiş), -in(infertile/verimsiz), -il(illegal/yasadışı), -im(immortal/ölümsüz), -dis(dishonest/sahtekar), -ir(irresponsible/sorumsuz) vb.

Sıfatlar hakkında genel bir fikir sahibi olduktan sonra, gelelim sıfatlarla ilgili bir diğer önemli alt konu başlığımıza…

COMPARATIVE AND SUPERLATIVE

Comparative (üstünlük derecesi) ve superlative (en üstünlük derecesi), sıfatlar arasında mukayese yapmak amacıyla kullanılırlar.

Cümle içinde örneklere geçmeden önce, bu mukayeseler sırasında sıfatların aldıkları biçimleri kalıp olarak görelim.

Comparative

* Tek heceli sıfatlara –er eki getirilir:
Örnek: Tall – taller

* Bir sessiz / bir sesli / bir sessiz harf biçimindeki tek heceli sıfatlarda, son harf yinelenir:
Örnek: Fat – fatter
Big – bigger

*Eğer iki sesli / bir sessiz harfle bitiyorsa, son harf yinelenmez:
Örnek: Great - greater

* İki heceli sıfatlara ya –er eki getirilir, ya da sıfata ek getirilmeden önüne more (daha) kelimesi getirilir. Eğer hangisini kullanacağınızdan emin değilseniz, sıfata ek getirmek yerine more kelimesini kullanınız. (Eğer sıfat, sessiz harften sonra gelen bir –y harfiyle bitiyorsa, y harfini i harfine dönüştürürüz. Eğer sıfat –e harfiyle bitiyorsa, ­-er yerine sadece –r harfi ekleriz.)
Örnek: Happy – happier / more happy
Yellow – yellower / more yellow
Nice – nicer

* Eğer sıfat, üç veya daha fazla heceden oluşuyorsa, sıfata herhangi bir ek getirmeksizin sadece sıfatın önüne more kelimesi getirilir.
Örnek: Important – more important
Effective – more effective

Superlative

(Tüm “superlative” biçimlerinde, sıfatın başına the getirilir. Eğer aşağıda anlatılacak olan most kelimesiyle kullanılmışsa, the kelimesi most’un önüne gelir.)

* Tek heceli sıfatlara –est eki getirilir:
Örnek: Tall – the tallest

* Bir sessiz / bir sesli / bir sessiz harf biçimindeki tek heceli sıfatlarda, son harf yinelenir:
Örnek: Fat – the fattest
Big – the biggest

*Eğer iki sesli / bir sessiz harfle bitiyorsa, son harf yinelenmez:
Örnek: Great – the greatest

* İki heceli sıfatlara ya –est eki getirilir, ya da sıfata ek getirilmeden önüne most (en fazla) kelimesi getirilir. Eğer hangisini kullanacağınızdan emin değilseniz, sıfata ek getirmek yerine most kelimesini kullanınız. (Eğer sıfat, sessiz harften sonra gelen bir –y harfiyle bitiyorsa, y harfini i harfine dönüştürürüz. Eğer sıfat –e harfiyle bitiyorsa, ­-est yerine sadece –st harfi ekleriz.)
Örnek: Happy – happiest / the most happy
Yellow –yellowest / the most yellow
Nice – the most nice

* Eğer sıfat, üç veya daha fazla heceden oluşuyorsa, sıfata herhangi bir ek getirmeksizin sadece sıfatın önüne most kelimesi getirilir.
Örnek: Important – the most important
Effective – the most effective

*** Bunlar dışında bir de (tıpkı düzensiz fiillerde olduğu gibi) düzensiz sıfatlar vardır. Bunların comparative ve superlative biçimleri, aşağıdaki gibidir:
Örnek: Good – better – best
Bad – worse – worst
Little- less – least
Much- more – most
Far – further/farther – furthest/farthest

—> Şimdi gelelim, comparative ve superlative kalıplarını cümle içinde kullanmaya.

Örnek:
A bicycle is fast, a motorbike is faster, but a car is the fastest.
(Bir bisiklet hızlıdır, bir motosiklet daha hızlıdır fakat bir araba en hızlıdır.)

A chair is comfortable, an armchair is more comfortable, but a bed is the most comfortable.
(Bir sandalye konforludur, bir koltuk daha konforludur, fakat bir yatak en konforludur.)

Bunların dışında, mukayese biçimlerinin kullanıldığı farklı kalıplar da mevcuttur:

* İki kişi, iki nesne veya iki olay arasında mukayese yapılırken, comparative + than kalıbı kullanılabilir:
Örnek:
Ahmet is taller than Mehmet. (Ahmet, Mehmet’ten daha uzundur.)
A plane ticket is more expensive than a bus ticket. (Bir uçak bileti, bir otobüs biletinden daha pahalıdır.)

* İki kişi, iki nesne veya iki olay arasında herhangi bir farklılık yoksa, yani eşitlik durumu söz konusu ise, as + adjective(sıfat) + as kalıbı kullanılabilir.
Örnek:
Ordu is as rainy as Giresun. (Ordu, Giresun kadar yağmurludur.)

* Eğer bu kalıbı olumsuz yapacaksak, kalıbın başına not olumsuzluk ekini getiririz.
Örnek:
Mount Agri is not as high as Mount Everest. (Ağrı Dağı, Everest Dağı kadar yüksek değildir.)

Dipnot: Eğer aynı kelimeyi niteleyen birden çok sıfat kullanılacaksa, genelde şu sıralamaya uyulur:

Değer/Görüş, Boyut, Yaş/Sıcaklık, Biçim, Renk, Köken, Materyal

Değer/Görüş: delicious, charming
Boyut: big, small
Yaş/Sıcaklık: young, old, cold, hot
Biçim: round, square
Renk: blonde, white
Köken: Turkish, English
Materyal: wooden, steel, golden

Örnek:
It’s an old round wooden table. (O, eski yuvarlak ahşap bir masadır.)

 

 

Zarflar

Zarflar (adverbs) bizlere genellikle cümlenin fiili hakkında bilgi veren cümle yapıcıklarıdır:
Örnek: The bus moved slowly. (Otobüs, yavaşça hareket etti.)

– Zarflar bazen de bizlere cümledeki sıfat hakkında bilgi verirler:
Örnek: It seems absolutely terrible. (Oldukça berbat görünüyor.)

– Bazen de cümledeki bir başka zarfı nitelerler:
Örnek: He was speaking too slowly. (Çok yavaş konuşuyordu.)

– Bazı zarflar, konuşmacının bir durum hakkındaki görüşünü nitelerler:
Örnek: Theoretically, he should pay the bill. (Teorik olarak, faturayı ödemelidir. / Teorik bakış açısıyla böyle olmalıdır, ancak farklı bir bakış açısı da var olabilir.)

– Why, where, how, when gibi soru zarfları, cümle başına gelerek soru cümlesi oluşturmaya yararlar:
Örnek: Why did you bring my shoes? (Neden ayakkabılarımı getirmedin?)
How much is that shirt? (Bu gömlek ne kadar?)

 

 

Edatlar

Preposition yani edat, cümlede tek başına bir anlama sahip olmayan, önüne geldiği kelimeyi niteleyen cümle öğesidir.

In: içinde
On: üzerinde (statik olarak)
At: -de, -da
Under: altında
With: ile
Without: -sız
Into: içinde (haraket olduğunda)
Onto: üzerinde (hareketli)
Up: yukarıya, yukarıda
Down: aşağıya, aşağıda
After: -den sonra
Before: -den önce
Of: -nın  
Off: haricinde, dışında
By: ile, tarafından, -e kadar
Near: -nın yakınında, -e yakın
Next to: -nın yanına, bitişiğinde
Like: gibi
Unlike: aksine
As: olarak
From: -den, -dan, (somut olarak)
Out of: -den, -dan (soyut olarak)
Beyond: ötesinde
Behind: arkasında
Beneath: (yerin) altında
Beside: -den başka, -nın yanında
Over: üstünde (temas olmadan) (ayrıca, “aşırı, fazla” anlamında)

Örnekler: She came to party with her sister. (Partiye, kız kardeşi ile geldi.)
There is a cat under the car. (Arabanın altında bir kedi var.)
Our house is near the post office. (Evimiz, postanenin yanında.)
If you can’t find your keys, look under the table. (Eğer anahtarlarını bulamıyorsan, masanın altına bak.)

Örnekler bu şekilde çoğaltılabilir…

 

 

 

İngilizce’de bazı fiiller, past ve perfect tense kalıplarında kullanılırlarken, kullanıldıkları zamanların düzenli eklerini almazlar ve değişim gösterirler. Bu tür fiillere İngilizce’de Irregular Verbs (Düzensiz Fiiller) adı verilir.Aşağıda tabloda gördüğünüz üç tablodaki birinci sütun, fiilin mastar halini yani yalın halini gösterir. İkinci sütun fiilin past tense (geçmiş zaman) halini, üçüncü sütun ise perfect tense halini gösterir. Bu sütunlara fiilin birinci hali, ikinci hali ve üçüncü hali anlamına gelen V1, V2, V3 olarak da rastlayabilirsiniz (V = verb yani fiil) . Bu durum aklınızı karıştırmasın. Not: İngilizce’de bir fiilin veya kelimenin birden fazla anlamı olabilir. Aşağıda parantez içinde fiillerin yanında verilen anlamlar, fiillerin tek anlamları değildir, sözlüğe bakıldığında farklı anlamlara da geldiği görülecektir. Burada verilme amacı, sizlere ek bilgi vermek ve kelime dağarcığınızı geliştirmektir.

Infinitive (V1)                                       Past Tense (V2)            Perfect Tense (V3

arise
(ortaya çıkmak)                            arose                           arisen
be
(olmak)
                                           was/were                    been
bear
(dayanmak,doğurmak)
                   bore                            borne
begin
(başlamak)
                                 began                         begun
bite
(ısırmak)
                                       bit                               bitten/bit
blow
(esmek,üflemek)  
                        blew                            blown
break
(kırmak) 
                                    broke                          broken
bring
(getirmek)
                                   brought                       brought
buy
(satın almak)
                                 bought                         bought
catch
(yakalamak)       
                        caught                         caught
choose
(seçmek)
                                chose                          chosen
come
(gelmek)
                                    came                           come
creep
(sürünmek)
                                 crept                           crept
dive
(*suya* dalmak)
                            dived/dove                  dived
do
(yapmak)    
                                   did                              done
drag
(sürüklemek)
                                dragged                      dragged
draw
(çizmek) 
                                    drew                           drawn
dream
(düş kurmak)
                             dreamed/dreamt         dreamt
drink
(içmek)   
                                   drank                          drunk
drive
(*araç* sürmek
)                            drove                          driven
drown
(*suda* boğulmak)         
            drowned                     drowned
eat
(*yemek* yemek)   
                        ate                              eaten
fall
(düşmek)   
                                   fell                              fallen
fight
(dövüşmek)
                                  fought                         fought
fly
(uçmak)      
                                   flew                             flown
forget
(unutmak)
                                  forgot                          forgotten
forgive
(affetmek)
                                 forgave                       forgiven
freeze
(donmak)
                                  froze                           frozen
get
(almak,ele geçirmek vb.)
                  got                              got/gotten
give
(vermek)
                                       gave                            given
go
(gitmek)
                                          went                            gone
grow
(büyümek)
                                   grew                           grown
hang
(asmak)  
                                   hung                           hung
hide
(saklamak,gizlemek)
                     hid                              hidden
know
(bilmek)             
                        knew                           known
lay
(yaymak,sermek)   
                        laid                             laid
lead
(yönetmek, yönlendirmek)
              led                              led
lie
(yalan söylemek, uzanmak) 
            lay                               lain
light
(aydınlatmak)       
                        lit                                lit
lose
(kaybetmek)
                                 lost                              lost
prove
(kanıtlamak)
                               proved                         proved/proven
ride
(*ata/araca* binmek)
                      rode                            ridden
ring
(*zil,telefon vb* çalmak)
                  rang                            rung
rise
(çıkmak, yükselmek)
                      rose                             risen
run
(koşmak)   
                                   ran                              run
see
(görmek)   
                                   saw                             seen
seek
(araştırmak)
                                 sought                         sought
set
(kurmak, hazırlamak)
                       set                               set
shake
(çalkalamak)
                              shook                          shaken
sing
(şarkı söylemek)
                            sang                            sung
sink
(batmak)
                                       sank                            sunk
sit
(oturmak)
                                         sat                               sat
speak
(konuşmak)
                                spoke                          spoken
spring
(sıçramak, fırlamak)
                    sprang                         sprung
steal
(çalmak,aşırmak) 
                        stole                            stolen
sting
(sokmak, batırmak)
                      stung                           stung
strike
(vurmak, çarpmak)
                       struck                          struck
swear
(yemin etmek,küfretmek)
            swore                          sworn
swim
(*suda* yüzmek) 
                        swam                          swum
swing
(sallanmak, sallamak)
                 swung                         swung
take
(almak, götürmek)
                         took                             taken
tear
(yırtmak)   
                                    tore                             torn
tell
(söylemek) 
                                    told                             told
throw
(atmak, fırlatmak)
                        threw                          thrown
use
(kullanmak)
                                    used                            used
wake
(uyanmak, uyandırmak)   
            woke/waked               woke/woken/waked
wear
(giymek) 
                                    wore                           worn
write
(yazmak)                                     wrote                          written

 

 

 

Baglaçlar

 SEBEB SONUÇ İLİŞKİSİ

* As (olarak / -dikçe / dolayı / gibi)

Örnek:We are using these papers as handkerchief. (Bu kağıtları mendil olarak kullanıyoruz.)

He found nothing as time passed. (Zaman ilerledikçe hiçbirşey bulamadı.)

As the condition is too complicated, there is nothing to do. (Durum karışık olduğu için, yapacak hiçbir şey yok.)

As you know, I need money. (Bildiğin gibi (üzere), paraya ihtiyacım var.)

* Because (çünkü / için)

Örnek: You feel terrible because you didn’t take your pills. (Kötü hissediyorsun çünkü ilaçlarını almadın).

Because it is dark, we can’t find him. (Karanlık olduğu için, onu bulamayız.)

* Since (için / dolayı / -den beri)

Örnek:We were not surprised since we knew the party. (Partiyi bildiğimiz için / bildiğimizden dolayı, şaşırmadık.)

He has been unhappy since his girlfriend left him. (Kız arkadaşı terk ettiğinden beri mutsuz.)

  

* As a result of (nedeniyle / sayesinde / bundan dolayı)

Örnek: As a result of wars in the world, nations hate each other more. (Dünyadaki savaşlar nedeniyle uluslar, birbirlerinden daha fazla nefret ediyorlar.)

* For (için / çünkü / dolayı)

Örnek:Thematchwascancelled for it was rained. (Yağmur yağdığı için maç iptal edildi / Maç iptal edildi çünkü yağmur yağdı.)

* Because of / Due to ( dolayı / sebebiyle)

Örnek: Because of / Due to the development of technology, we don’t need to turn off TV manually anymore. (Teknolojinin gelişmesi nedeniyle, artık TV’yi elimizle kapatmamıza gerek yok.)

* So (Böylece / bu nedenle / bu yüzden)

Örnek:Bring me milk and sugar, so I can make a cake. (Bana süt ve şeker getir, böylece kek yapabileyim.)

Her parents died in a car accident, so she was sent to Tranzon to live with her grandmother. (Ailesi bir araba kazasında öldü, bu nedenle büyükannesiyle yaşaması için Trabzon’a gönderildi.)

* Consequently / Hence / Thus (Bu nedenle / bundan dolayı)

Örnek:Internet has some disturbing contents. Consequently / Hence / Thus, parents should be careful when their children use internet. (İnternette bazı zararlı içerikler mevcut. Bundan dolayı, çocukları internetteyken aileler dikkatli olmalılardır.)

She bought a new car. Consequently / Hence / Thus, she started to work in hospital again to pay her expenses. (Yeni bir araba satın aldı. Bundan dolayı, masraflarını ödemek için tekrar hastanede çalışmaya başladı.)

* Therefore (Bu yüzden / bundan dolayı)

Örnek:We planned to take a Europe trip. Therefore, I can’t work next week. (Bir Avrupa gezisine çıkmayı planladık. Bu nedenle, önümüzdeki hafta çalışamam.)

2) KOŞUL – DURUM İLİŞKİSİ

* If (eğer / şayet)

Örnek: If you pas your exam, I’ll buy you a bicycle. (Eğer sınavını geçersen, sana bisiklet alacağım.)

* Only if (şartıyla / koşuluyla)

Örnek: Every participant will get a copy of tender, providing that they pay participation fee. (Katılım ücretini ödemek koşuluyla her katılımcı, ihale teklifinin bir kopyasını alacaktır.)

* Unless ( - medikçe

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği paylaşın!